| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

YAZILARIM VE ŞİİRLERİM

Yazılar arşiv 07.2008 Other entries in 2008-07 resimler, videolar

HAYAT BİZİM ÇABAMIZLA GÜZELDİR

beyaz_papatyalar   

HAYAT BİZİM ÇABAMIZLA GÜZELDİR

.

Her şey zıddı ile bilinir...

Acı olmazsa tatlı,

Kötü olmazsa iyi,

Çirkin olmazsa güzel,

Ölüm olmazsa yaşam,

Yokluk olmazsa varlık,

Hastalık olmazsa sağlık,

Çileler ve hüzünler olmazsa mutluluk,

Nasıl bilinebilir!

Çoğu zaman herkesin hayattan nefret ettiği anlar olmuştur.

Bazen ölsem de kurtulsam dediğimiz anlar...

İşte böyle bir anda Azrail kapımızı çalsa ve ruhunu almaya geldim dese,

Kaçımız buyur içeri deriz.

Biraz önce bıktım artık yaşamak istemiyorum diyorduk, ama Azrail'e de kapıyı açmak istemiyoruz.

Demek ki her şeye rağmen yaşamak istiyoruz...

Hayat standardı bizlerden daha zor olanları düşüneceğiz, bizlerden iyileri değil.

İsyan etmek, bağırıp çağırmak, birilerinin hayatına bakıp sürekli imrenmek veya kıskançlık krizlerine girmek çözüm değil!

Hayatın renklerini biz aramalıyız.

Hayat hep siyah-beyaz renklerden oluşuyor ve başka renk göremiyorsak,

Siyah ve beyazında bir renk olduğunu kabul edip bu iki renkle mutlu olmaya çalışmalıyız.

Güzel görme, güzellikler bulma adına çabalarımız olmalı! Değiştiremediğimiz şeyler içinde üzülmemeli ve ruhumuza eziyet etmemeliyiz.

Kader defterinde bizim için uygun görülen hayatı;

Kabul ederek,

Küsmeden, Onunla barışık yaşayarak,

Geçmişe hayıflanmadan,

Yapamadıklarımızı ve keşkelerimizi bir yana bırakarak,

Umudunuzu kaybetmeden,

Mevcut hayattan mutluluğu nasıl sağabilirimin hesabının yaparak,

Hayat yolunun bundan sonraki kısmında güzellikler de, engellerde olabileceğini düşünerek,

Neden ve niçin'lerle boğuşmadan,

Hayattan çok şey beklemeden, beklentilerimizi abartmadan,

Hayatın ellerini bırakmadan (nasıl olsa o bizi bir gün bırakacak acele etme)

Bir kere dünyaya geldiğimizin, bir defa yaşama hakkımızın olduğunun, başka şans tanınmayacağının bilinci ile:

Kabulleneceğiz!

Yaşayacağız!

Güzelleştireceğiz

Seveceğiz!

.

MEHMET ORHAN DURDU

.



HAYAT GÜZELDİR FİLMİ

6477831gal800x403zz6 

HAYAT GÜZELDİR FİLMİ

.

Hayat güzeldir(life is beautiful)diye bir film seyretmiştim.1930'lu yılların İtalyansında;

kitapçılık yaparak geçimini sağlayan Guido, hayatla hep dalga geçen, hayata her şarta hep olumlu bakabilen kişiliğe sahiptir.

Güzel bir aşkla bir evlilik yapar ve evlilikten bir de çocukları da olur.

Mutlu aile tablosu Almanların İtalya'yı istila edip Yahudileri toplama kampına göndermelerine kadar sürer.

Guido toplama kamplarındaki dehşeti, savaşın çirkin yüzünü, yaşadığı eziyet ve sıkıntıları oğluna belli etmemek,

onu yaşanan sıkıntılardan uzak tutmak için oğluna bir oyunun içinde olduklarını anlatır ve oyunun sonunda

kamptaki en çok puanı alana tank hediye edileceğini söyler.

Birçok dalda Oscar ödülü almış bu filmde bir babanın toplama kampındaki sıkıntıları

yavrusuna belli etmeme adına yaptıkları gerçekten çok güzeldi, zaman zaman ağlatan sahnelerde vardı.

Filmin sonunda Almanların yenilmesi ile işgal bitiyor.

Almanların toplama kampını henüz terk etmediği bir esnada oğlunu saklıyor

ve eşini bulmak için kadınların bulunduğu kampa gitmek istiyor ama yakalanıp öldürülüyor.

Ölüme giderken bile oğluna gülücükler saçıyor.

İngiliz askerleri toplama kamplarındaki insanları kurtarmak için tanklarla kampa girdiğinde

çocuk oyunu kazandığını zanneder ve çok sevinir. Fakat babasının öldüğünden haberi yoktur.

Keşke diyorum filmin ismi "hayat güzeldir" olmasaydı. Daha farklı bir isim bulunsaydı

Toplama kampında bin bir çilenin içinde hayat hiç güzel olur mu?

Ve sonunda da öldürülüyordu.

Hayat güzel değildi.

Güzel olan Yüreğinde hiç eksiltmediği yoğun ve saf haldeki sevgi ve fedakârlıktı

Güzel olan Guido'nun bakış açısıydı

Umudunu kaybetmemesiydi

Yavrusuna olan sevgisiydi

Her şartta hayatın muhakkak tutulacak bir ucunun olabileceğini bilmesiydi.

.

MEHMET ORHAN DURDU

.



BİZİ AYAKTA TUTAN HAYAT(MI)DIR!

3826976md32af47fj3 

. 

BİZİ AYAKTA TUTAN HAYAT(MI)DIR!

.

Hayat! Bekleyiş ve kavuşmalardan,

Sevinçler ve üzüntülerden,

Sınanmalardan,

Gidilen limanlardan,

Görülen günlerden,

Ve Daha belki de gidilecek nice limanlar ve görülecek nice günlerden oluşmaktadır.

Değiştirilmeyecek yazgımızla bizi sınayan yaratıcı buna dayanma gücünü de beraberinde vermiştir.

Bazen çok bunalırız, yenilmişizdir ama hala ayaktayızdır ve bizi ayakta tutan şeyin ne olduğunu bizde bilememekteyiz,

işte bizi ayakta tutan güç yaratıcının yardımıdır.

Bu dayanma gücünün yanında, umut etme, sevgi, düşünce gücü, akıl, sabretme gibi hayatı güzelleştirebileceğimiz nimetlerde biz insanlara sunulmuştur...

Yüreğimiz çile yüklü kervanların daimi ikametgâhı olmasına rağmen eğer birazcık yüzümüz tebessüm ediyorsa,

Hayatın sırtımıza yüklediği bunca yüküne ve çilesine rağmen ucundan bucağından tutunmaya çalışıyorsak,

Hayatın Sol yanımıza sunduğu ziyafetlerine rağmen, Ufak şeylerden büyük mutluluklar duyuyorsak,

Uçurumun kenarında köhnemiş bir ağaç dalını tutup bir umutla kurtuluş bekleyip kendimizi aşağı bırakmıyorsak,

İçimizde çıkan nice yangınlara rağmen kül olmayıp, dışarıya serin meltemler estiriyorsak,

Bu hayatın güzel olmasından değil,

Aksine bizim güzelliğimizdir.

Güzel olan bizleriz!

Yüreğimiz,

Ruhumuz,

Bakış açımız,

Yüreğimizin kenarlarından taşan sevgi seli,

Pozitif enerjimiz,

Umudumuzu kaybetmememiz,

Sabırlı olmamız,

Aklımızı ve düşünce gücümüzle her şeyin üstesinde gelebileceğimizi bilmemizdir.

Yoksa Hayatın bize verdiği bir şey yok!

Yıllardır şırıngayla şah damarlarımızdan gram gram kan çekerek hayatı besleyen bizleriz

.

MEHMET ORHAN DURDU

.



HAYAT ADİL (Mİ)DİR!

1190101237 

. 

HAYAT ADİL (Mİ)DİR!

.

Her şeyden önce hayatın adil olmadığını biliyorum.

Doğumuma ben karar vermedim.

Ölümüme de karar verecek olan ben değilim.

Doğduğum gün başlamıştı ölüme yolculuğum!

İradem dışında oluşan ve beni derinden etkileyen olaylar zinciri de benim kurgum değil!

Yani değiştirmeyeceğimin bilincindeyim.

Gözümü açtığımızda uymak zorunda olduğumuz bir takım kurallar manzumesi ile karşılaştım.

Çoğu kez özgür değilim.

Çoğu şeye ben karar veremiyorum.

Çoğu kez bir şeylere bağlıyım kopamıyorum.

Hiçbir canlın hiçbir konuda eşit yaratılmadığının bilincindeyim...

Kimi fakirdir, kimisi zengin

Kimi hastanelerden çıkmaz, kimisi oturduğu yerde hastanenin adresini bilmez... Kiminin başında dünyalık sıkıntı ve kazalar eksik olmaz,

Kimside sıkıntı nedir bilmez...

Kiminin vücudunda bir engeli vardır. Körlük sakatlık zihinsel bir engel gibi...

Kimside sapasağlamdır.

Bu güne kadar başımıza gelenler veya ileriki zaman dilimlerinde gelecek olanlarda hiç kimse için aynı değildir...

Tüm insanlar gibi bende;

Mutlu olmak için,

Zengin olmak için,

Sağlıklı olmak için,

Olanca gücümle çaba sarf etmekteyim.

Ancak hayat alfabemde büyük puntolarla yazılmış olan yazgımda, bana öngörülenlerle yetinmek zorunda kalmışımdır.

Hayalini kurduğum birçok şeyi Zorla alamamışımdır.

Çünkü bu konuda inisiyatif sahibi ben değilim.

Peki, hayat neden adil değil

Yüce yaratıcı herkesi aynı sosyal statüde ve aynı zenginlikte yaratsaydı

Herhalde dünya yaşanmaz bir yer olurdu diye düşünüyorum...

Mesela her insana doğduğu andan itibaren ölene kadar zengin kalması sağlansaydı;

Herkesin zengin olduğu bir dünyada

Çiftçilikle kim uğraşacaktı...

Yediğimiz sebze ve meyveleri kim yetiştirecekti,

İçinde barındığımız evleri kim yapacaktı

Herkes zengin doğduğu bir yerde işçilik kim yapacaktı

Üzerimizdeki elbiselerden, altımızdaki arabalara kadar kimler yapacaktı

Belki de taş devrini yaşayacaktık.

Herkesin eşit olacağı bir yer tabi ki olacak,

Tabi ki çileler ve sıkıntılar bitecek, ama bu dünyada değil,

Bunlar cennette gerçekleşecek...

Peki, neden ben

Hani bir sıkıntıyla karşılaştığımızda kendimize sorduğumuz soru "neden ben! "

Bu sorunun cevabını şimdilik bende bilmiyorum.

Ama diğer âlemde öğreneceğimi umut ediyorum.

Yüce yaratıcının bizim adımıza yazdığı yazgının neden ve niçin'lerini orada öğreneceğiz.

Öyle zannediyorum ki bu hayata çile çekenler fakirlikle hastalıkla vücudundaki bir engelle boğuşanlar diğer tarafta ödüllerinin fazlasıyla yüce yaratıcıdan alacaklardır.

Yani demem o ki, doğduğu andan itibaren gözleri hiç görmeyen birisi, gözleri gören birisiyle eşit tutulmayacak.

Yüce yaratıcı adildir. Gözleri görmeden dünya hayatını tamamlayan kişi belki de aklımızla hayal dahi edemediğimiz ödüllerle ödüllendirecektir.

.

MEHMET ORHAN DURDU

.



HAYAT GÜZEL(Mİ)DİR!

RESİM44 

HAYAT GÜZEL(Mİ)DİR!

.

Bazen yalnızlığımla baş başa kaldığımda düşündüğüm konulardan birisidir.

Gerçekten hayat güzel mi?

Güzellik göreceli bir kavram; o halde neye ve kime göre güzel

Hayat güzeldir desem, bana bıyık altından gülüp bizi kandırma diyecek çok insan çıkacak.

Hayat güzel değildir desem, insanları karamsarlığa sürükleme lüksümün olmadığına biliyorum,

çünkü Bize sunulan hayatın başka alternatifi yok!

Peki, doğru olan nedir? Hayatın güzelliği mi? Çirkinliği mi?

"Hayat güzeldir" cümlesi tek başına kullanıldığında bir şey ifade etmiyor...

Yanına bir şeyler eklenmedikçe kupkuru,

Bir şeylere desteklenmedikçe yerlerde sürünecek kadar dayanaksız kalıyor.

Hayat tecrübeleri bizlerden fazla olan yaşlı insanlarla sohbet ediyorum,

Sanki hepsi ağız birliği etmişçesine;

Hayat geldi geçti hiçbir şey anlamadım!

Yaşadı mı yaşamadım mı bilmiyorum!

Hep bir koşuşturma!

Hep bir yerlere ulaşma!

Hep bir hedefi yakalama!

Çabalarını duydum.

Çocukların büyütülmesi, eğitimi, ev işleri, evin geçimi konusunda yaşanan zorlukları duydum.

Hayatı yaşamaya zaman bulamadıklarını duydum

Çile kahır ve hastalıklar duydum

Geçmişe ve gençliğe özlem duydum

Keşkeler duydum

Kocaman bir hiç duydum

Peki, hiç mi güzellik görmedin dediğimde;

Tabiî ki olmuştur ama...

Yaşanan güzelliklerin sınırlı olduğunu duydum...

Şimdi birileri kalkıp da çoğunlukla benzer hayatlar yaşayan yurdum insanına,

sırf hayata karşı motive etmek adına hayat güzeldir derse baştan kaybeder.

Hayatın tüm oyunlarını görmüş ve belli bir yol kat etmiş bu insanlar çocuk değil ki,

hayat güzeldir cümlesini bir horoz şekeri gibi eline verip evine gönderelim.

Peki, ne yapacağız?

Gerçekçi olacağız ne kendimizi ne de bir başkasını kandırmanın bir anlamı yok!

Pollyana gibi davranmak sadece masalara özgü bir davranış biçimidir. Gerçek hayatta hiç kimse bu masal kahramanı gibi davranamaz.

Bazen bunu bende yapıyorum. Her şey yolundaymış gibi yaşıyorum ve rol yapıp kendimi kandırıyorum.

Yaşanan yıllar gösterdi ki

Hayat bir tutam gülümseme ise üç tutam gözyaşıdır

Yaşanan budur, gerçek budur...

.

MEHMET ORHAN DURDU

.



SUSTUM!

sustum 

. 

SUSTUM!

.

Suskunluğun misafiri olmaktan haz alıyor yüreğim!

Musalla taşındaki cesedin suskunluğu kadar suskunum

Konuşmalara küstüm! Gemilerim artık kendime yol alıyor.

Her zaman her yerde her istenileni anlatamıyorum.

Kime, neyi, nasıl ispatlayacaksın! o halde suskunluğun elini tutuyorum.

Merhem tutmaz öyle yaralarım var ki! Konuşamıyorum...

İçime atıp susuyorum.

Kurşun geçmez şartlanmış beyinlere söz geçiremiyorum.

Sayfalarca susuyorum.

Kelimelerimin dinlenmeye en çok muhtaç olduğu anlarda,

Beni anlayacak bana derman olacak birini aradığımda,

O çok (boş) konuşanlar kaçıyor.

Sokağımın gece yarısı suskunluğa terk edildiği gibi,

Bende yüreğimi suskunluğun kucağına bırakıyorum

Konuştuğum zaman mahkûm,

Sustuğum zaman zanlı muamelesi görüyorum.

Ne yapacaksın, kime gideceksin...

Anlamsız konuşmalardan kendime sığınıyorum

Zor olanı tercih ettim sustum...

Boğazıma dizilmiş sözcükleri söylemeden, haykıramadan, içime atarak...

Bir bilseler susan birinin gözlerinde çuvallar dolusu kelime olduğunu,

Ve yine bir bilseler söz tükenmişse en güzel cevabın susmak olduğunu...

Tarif edemediğim acıları,

Hayal kırıklıklarımı susuşlarımla örtüyorum.

Yüreğimin en ücra köşelerine inen zehirli oklardan

Canım çok yandı!

Konuşursam;

Kırmaktan, kırılmaktan

Gözyaşlarımı tutamamaktan

Kelimeleri yan yana getirememekten

Yaralı kelimeler sunmaktan korkuyorum.

Geri alınmayacak kelimeler adına; ağzımın sürgüsünü çektim!

Şuan boğazımda düğümlenen kelimeleri çarmıha germekle meşgulüm

Sustum...

Ben sustukça suskunluğumun üstüne düşman gibi sözcükler yağsa da

İncitseler de beni, artık vakit susma vaktidir

Korkup kaçtı,

Suçunu kabul etti,

Haksız olduğunu kabullendi diyecekler...

Desinler... Dudağım mühürlü!

Duygularım susuşlarımda saklı kalacak.

Yıllardır biriktirdiğim hiç kullanılmamış kelimelerimi

Devren satılığa çıkarıyorum. İlan verdim!

Alan olmazsa kalbimin morgunda biriktireceğim

Sahi, her susan haksız mıdır?

Belki de her Suskunluğun arka planında ciltler dolusu anlamlar vardır.

Kim bilir!

Ve bir gün Söylenmemiş cümlelerimi zulama koyup gideceğim bu şehirden

Varsın kaçtı desinler...

Susacağım!

Derin denizleri her rüzgâr dalgalandıramaz...

.

Mehmet Orhan durdu

.



ANNE!

anne 

 .

Anne!

.

Ekmek oldun, Su oldun, Emek oldun,

Yorgan oldun, Kanat oldun, kol oldun,

Ne yoruldun ne tükendin nede soldun.

Yalnızlığımda biricik dost,

Derdimi paylaştığım arkadaş,

Ağrılı yanıma ilaç,

Yanık yerime merhem oldun.

Her nereye gitsem arkamdan el sallayan tek can sen oldun...

Benim için titreyen, aç kalan, üşüyen, canını canıma vakfeden annem;

Bir gün arkandan el sallayacağımı düşünemedim...

Bu kez de Yıkılan ve üşüyen ben oldum.

Sen gittin ya! Bunca yaşıma rağmen terkedilmiş bir çocuk gibiyim.

Yalnızlar kasabasına göç ettim ama unutmayı öğrenemedim anne.

Of anne of...

Tadı kahır, tuzu kahır dünyada mutlulukla el ele dolaşamadın...

Damarlarındaki korkunç fırtınaları, İçindeki sokakların sessizliğini,

Ruhundaki anlamsız sıkıntıları yavrularına hissettirmedin.

Hüzün damlaları odamıza damlamaya çalıştığında pencere oldun

Bazen dalıp gittin çok uzaklara...

Neye bakıyorsun, kimi bekliyorsun diye sorduğumda: Neye baktığımı, kimi beklediğimi bende bilmiyorum derdin.

Galiba anlıyorum bende şimdilerde anlamsız bakışlar ve anlamsız beklemelerle avunuyorum.

Yüreğinde kavuşma ihtimali hiç olmayan umutların oldu

Yinede bile bile umutlarla evcilik oyandın... Ve kavuşamadan vuslatlarına gittin...

Belki de kavuştun!

En az küçüklüğümdeki kadar sana ihtiyacım var!

Çoğu kez Acılarla savaşma gücümü kaybediyorum...

Aklıma sen geliyorsun

Ne güçlüymüşsün anne!

Şuan yüreğimin yüreğine yaslanmasına o kadar çok ihtiyacım var ki!

...

Sana gün yüzü göstermeyen ahşap kokulu evimizdeyim. Çocukken oturduğumuz odada ve senin tahta divanda oturduğun yerde oturuyorum. Cuma geceleri işte tam burada senin yasin okumaların aklıma geldi. Söz geçiremedim gözyaşlarıma, ağladım!

Oysa seninle ilgili ne güzel hayallerim vardı. Olmadı, yapamadım...

Bir acı var anne! Sürekli fire verdiren bir acı! Sol yanımda...

Belki de adam gibi bir evlat olmasını beceremediğim için,

Belki de senin adına hayal ettiğim güzellikleri yaşatamadığım için,

Yaşarken, sana şuan ki duygularım kadar kıymet veremediğim için,

Karanlık iklimlerine ılık meltemler gibi esemediğim için,

Vicdanımın beni affetmiyor. Sen affet beni anne!

...

Geçen gün avucumun içini inceledim,  

Benimde hayat çizgim senin ki gibi kısa...

Dönüşsüz yolculuğa erken kesilmiş gibi biletim...

Hayatın derin karanlıkları beni içine çekiyor,

Yavruna cennet ışığından bir tutam nur gönder...

Yalnızım ahşap kokulu evde,

Dışarıda yağmur var! Üşüyorum!

Avuçlarında biriktirdiğin dualarına ihtiyacım var anne!

Desem ki Kalemim yaşlandı kelimelerimin saçlarına aklar düştü,

Desem ki bu aralar hayat beni çok yordu,

Desem ki şefkat dolu bir dokunuşa hasretim,

Ve desem ki şuan sana çok ihtiyacım var,

Gökten elini uzatıp tutar mısın elimi anne!

Seni çok seviyorum

.

CANIM ANNEMİN VE TÜM ANNELERİN "ANNELER GÜNÜNÜ" KUTLUYOR

SAYGILARIMI SUNUYORUM

.

MEHMET ORHAN DURDU

.



YAKAN TOP

yakanto 

 .

YAKAN TOP

.

Ata sporumuz yakan top çocukken en çok sevdiğimiz ve oynadığımız oyundu. Bazı yerlerde yakar top diye de adlandırılırdı. Gerçi değdiği zaman çok yakmıyordu ama isimi böyle konmuştu... Oyunu oynayacağımız zaman kimse birbirinin zilini çalmazdı çünkü evde durduğumuz saatler Genelde acıktığımız zaman dilimleriydi onun dışında hep sokaktaydık... Genelde bizlerden büyük biri seslenirdi "yakan top oynayanlar buraya diye" hepimiz toplanırdık oynadığımız alan genelde belliydi

Oyun alanında herkes toplandıktan sonra belki de oyundan daha da yorucu olan iş takım kurmaktı. Herkes iyi oynayanları takımına almak isterdi. Baktık ki zaman çok geçmiş takımları bir türlü kurulmuyor kura çekerdik

Genelde birinci ve ikinci kur'a mızıkçılar tarafından kabul edilmezdi üçüncü kurada takımlar kurulurdu. Genelde çok mecbur kalınmadıkça küçük çocuklar takıma alınmazdı onlar mahallenin nohut ve fasulyesi sayıldığı için ve çabuk yanacakları düşünüldüğü için kenarda durun oyunu terk eden olursa sizi alırız diye avuturduk.

Eğer çok iyi oynuyorsan herkes senin peşindedir. Seni takımına almak isterler tabiî ki bu sizin için bir gurur vesilesidir. Bazen büyüklerimizde oyunlara katılırdı. Ve kenarda hatırı sayılır bir kalabalıkta maçı izlerdi...

Çocukluk işte kızlarla oynaması daha zevkliydi... Onları topla yakmanın daha kolay olacağını hep düşünürdük ve onları yakmak daha çok hoşumuza giderdi veya yandıktan sonra yaptıkları mızıkçılık bize nedense zevk verirdi. Ama bazen çetin ceviz kızlarımızda olurdu onları yakmak meseleydi...

Oyunun en güzel yanı topu havada yakalayıp "CAN" almaktı

Bir can almak için canımızı verirdik ne günlerdi hey!

O top bize değmesin diye yapmadığımız cambazlık kalmazdı.

Sırılsıklam olurduk. O oyunu oynayıp ta kilo almak mümkün mü?

Sevdiğimiz birisi yanmış ise elde ettiğimiz can hakkıyla onu seçip oyuna almak ne güzeldi kendimizi kahraman gibi hissederdik...

Top değince yandık mı üzülerek çıkardık veya birisini top ile vurduk mu çılgınca sevinirdik arkadaşlarımıza taktikler verirdik yerden at diye topu yakalayıp ta can almasın diye...

Bazen de top değdi mi değmedi mi tartışmaları oyuna bayağı bir ara verdirdi... Değdi mi değmedi mi diye tartışılır bilinen tüm yeminler edilirdi...

Ortada tek kalmak çok güzel bir duyguydu kenarda arkadaşlar sana tezahürat yapıyor yaparak dokuza kadar topu değdirmeden kalırsan tüm oyun arkadaşların tekrar oyuna girecek

Tüm umutlar sende sanki ülke yi kurtaracaksın o bilinçle ortadasın tüm arkadaşların kaderi senin elinde birazcık gururla ve bir kahraman edasıyla olmadık çılgınlıklar yapardık

Oyunun bitiş süresi yoktu ya çok yorulacaktık veya annemizin onlarca kez seslenmesi sonucunda oyunu artık çok tükenirsek bırakırdık

Gözünde gözlük kamburlaşmış bir vaziyette Çocukluğu bilgisayar başında sanal oyunlarla geçiren Şimdiki çocuklara çok acıyorum

.

Mehmet Orhan durdu

.



SOLMUŞ HAYATLAR (ŞİİR)

solgun ahayat2 

. 

SOLMUŞ HAYATLAR

.

Sessizlik bağırmakta

Acılar çağlamakta

Hüzünden sarmaşıklar

Sokağı kaplamakta

Yürek yorgun göz solgun

Düşlerle avunmakta

Uyku yasak gözlere

Karanlığa bakmakta

Gecenin ortasına

Gözyaşı damlamakta

Sevdalar dibe çökmüş

"Ah"lar arşa çıkmakta

Gözyaşı sultan olmuş

Tebessüm ağlamakta

Şehirde kimsesizlik

Kadere bağlanmakta

Nedir ki bir kaşık su

Garipleri boğmakta

Sözcükler tutuklanmış

Yürekler boğulmakta

Kolu kırık bir hayat

Değneğe tutunmakta

Bu sokakta çocuklar

Boş hayaller kurmakta

Başıboş bakan gözler

Ağlamaklı durmakta

Bir parça ekmek için

Eller göğe kalkmakta

Çarşı pazar dolaşıp

Bir umut aranmakta

Anne kendine değil

Çocuğuna yanmakta

Hayatın kıskacında

Ne babalar yanmakta

Sıcak yuva ne uzak

Hep kahır yutulmakta

Yine yağmur yağıyor

Döşeğe damlamakta

İnsan ne ucuz orda

Kelepir satılmakta

Çareler suspus olmuş

Çileler konuşmakta

Ey insan uyan "bak" ta

Çözüm bir kibrit "yak" ta

.

Mehmet Orhan DURDU

.



ARKA SOKAKLAR (ŞİİR)

arkasokak 

ARKA SOKAKLAR

.

Bilir misin orayı? kimsesiz sokakları?

Arada bir gidip de usulca göz attın mı?

.

Zemheride elleri, Üşüyen yanakları,

Gözyaşıyla ısıtıp, yüreğine bastın mı?

.

 Sola vuran sancılar sokaklarda bitmeden,

Sen mutlu olamazsın, hüznü mutlu etmeden

.

Umutlar tükenmeden, sararmadan çiçekler.

Hadi durma gidelim! Sokaklar bizi bekler.

.

Mehmet Orhan DURDU

.